Tekenin Acısı
( Aşağıdaki Öykü Şöhret Amca'm tarafından anlatılmıştır. )
Harman zamanında bir Cuma günüydü. Sabah erkenden kalkıp Ayröğündeki tarlanın sapını getirmiş, harmanda döven sürüyordum. Öğlen olmadan bir kere aktarıp sonra da Cuma'ya gidecektim ki nere de var nerede yok bir misafir çıkageldi. Selamlaştık. Saplar ezilmişti. Döveni çözdüm. Malları boyundurukla birlikte çayın içinde söğüt ağaçlarının gölgesine azarladım. Misafirin de yardımıyla harmanı aktardık. Yani buğday saplarının ezilmemişlerini üste çıkarıp ezilmiş buğday saplarını yani saman olanlarını alta indirdik.
Misafirle sohbete başladık. Şuradan buradan konuşurken Cuma vakti geldi. Ömer Hoca Yanık sesiyle bir selâ verdi. Misafirimiz vardı ama cumaya da gitmeliydim. Durumu misafire anlatınca o da ;
- Her zaman namaz kılamıyorum ama bugün ben de seninle namaza gelmek isterim, dedi.
Çeşmenin soğuk suyundan İbriği doldurup getirdim. Leğeni de koyup ikimiz birlikte abdestlerimizi aldık. Misafir biraz tedirgin gözüküyordu. Bir ara,
- Ula Şöhret ben pek namaz da bilmem, ayıp olmaz değil mi? Dedi.
Ben de ona;
- Yok canım neden ayıp olsun! Her koyun kendi bacağından asılır.
Camiye gittik. Köylülerin çoğu misafirimi komşu köylü olması hesabıyla zaten tanıyordu. Hoş geldin deyip sohbetler ettiler. Misafir benim yanımda namaza durdu. Ben ne yaparsam o da aynı şeyleri yapıyordu. Belli ki namaz kılmayı pek bilmiyordu.
Ne var ki olanlar hoca hutbeye çıkınca oldu.
Gözünü sevdiğim Ömer Hoca hutbeyi uzattıkça uzattı. Bu sıra da bir ağlama sesi duyuldu. Bir de ne göreyim bizim misafir hocaya bakarak hüngür hüngür ağlamıyor mu?
Herkes"Adamcağız, hocanın anlattıklarından çok etkilenmiş olmalı" diye düşündü. Derken namaz bittiğinde misafirimin de gözleri kıpkırmızı kesilmişti.
Namaz çıkışında herkesi büyük bir merak sardı. "Bu adam niçin ağladı." Cemaat önce birbirine sonra da misafire sordular.
Misafir, etrafını saran cemâtın meraklı bakışları arasında içindeki acıyı bastırarak anlatmaya çalıştı.
- Ağalar bilmem ki nasıl anlatsam. Neresinden başlasam. Allah kimselere vermesin, anlatmasam olmaz mı?
Etrafını saran meraklı kalabalık iyiden iyiye heyecanlandı "bir insanı namaz da ağlatacak kadar önemli şey neydi". Herkes misafirin hocanın hutbesinden etkilendiğini düşünüyordu. Bunu duymak istiyordu.
Misafir anlatmadan kurtulamayacağını anlayınca büyük bir saflık içinde konuşmaya başladı.
- Anlaşıldı, meraklandınız, komşular hepimiz Muhammed ümmediyiz bunda çekinilecek ne var. Anlatayım bâri, dedi. Başladı anlatmaya;
- Benim bir tekem vardı. Çoban davarları otlatırken kayboldu. Aradım taradım üç gün sonra kayalıkların içinde tekemin vücudundan ayrılmış kafasını sakalından tanıdım. O hayın kurt var ya hayın kurt, tekemi parçalayıp yemiş. Bir kafası kalmış. Rüzgâr estikçe tekemin sakalları sallanıyordu. Hutbe de hocanın sakalını sallanırken görünce, tekem aklıma geldi. Onun için ağlarım. Siz olsaydınız ağlamaz mıydınız?