Katır   ile   Sinek

Saffet, çocuk denecek yaşta babası tarafından evlendirilir. Bir oğlu(Mevlüt) olduktan sonra hanımı ölünce, akrabalarının kızı (Hava) ile ikinci defa evlenir, bu evliliğinden üç oğlan çocuğu daha olur. (Bahattin, Sadettin ve Şamil) Hava Hatun henüz gencecik yaşında kalp krizinden bir yaz günü hayata veda edince Saffet, dört oğlan çocuğu ile kalakalır. Büyük oğlan İstanbul'a gider, çocuk yaştaki üç erkek çocukla köy yerinde yaşamak zordur. Üçüncü evlilik girişimleri boş çıkınca işleri iyiden iyiye sarpa sarar. Evdeki; yemek, bulaşık, çamaşır, hamur yoğurup ekmek pişirme işleri, dışarıda tarla ,mal, davar sonuç olarak tüm  işleri ona bakmaktadır. Zira çocuklar küçüktür, babalarına yardımları da olamamaktadır.
Köyde insanlar hayvancılık ve tarla ziraatı ile geçinmektedir.  Saffet'in ne doğru dürüst tarlası vardır, bir camışından başka, ne de doğru dürüst bakıp sağacağı; koyunu, ineği, yani köyün gariban takımındandır. Marangozluk, duvarcılık gibi bir sanatı da olmadığından, geçimini köyün hayvanlarını otlatmakla, çobanlıkla sağlamaktadır. İşlerini yetiştiremediğinde, canı acıdığında, çaresiz kaldığında; canının acısını "südüklüğün tutula Şamil" diyerek çocuklarından çıkarmaktaydı.
Saffet, kısa boyunun üstünde vücuduna oranla büyükçe bir kafa ve kafanın yanlarında soğuktan kararmış, hatta biraz da aşağı düşmüş kulaklar, ön tarafta çobanlık yaptığı araziler gibi derelerin, tepelerin haritası çizilmişçesine güneşin yakıp, soğuğun dondurduğu, girinti ,çıkıntılarıyla, çilekeş bir yüz, bu yüzün üst tarafında iri kaşların altında çukura gömülmüş gibi duran solgun bakışlı, ümitsiz;  iki göz, yorgun argın   bakmaktadır.  Hayatın ağır yükünden midir? Kafasındaki sorunların ağırlığından mıdır, bilinmez, kafa öne eğilerek adamcağızın erken yaşlarda kamburu çıkmıştır.
Sırtında bir ipliğini çeksen kırk yamalığı dökülecek cinsten eskice bir ceket vardır. Ceketin altında yıkanalı ne kadar olduğunu kestiremeyen yakasız bir gömlek vardır. Pantolonun ceketten fazla bir farkı yoktur. Ayaklarında ise kara lastikler yıkanarak yenilenmiş gibidir.
Garip dedik se ,bu garip Kör Celal'ın garipliği gibi değil, gerçek gariptir. İnsan garip olmaya görsün, gariplik bir başlayınca başından garip olayların geçmesi de kaçınılmaz olur. İşte size bir Saffet garipliği hikayesi;
Saffet, Tarlalıkta hayvanlarını otlatmakta iken çocukları oyuna dalar, hayvanları  Deli Kazım'in tarlasına girer. Tarlaya zarar verildiğini gören Kazım Ağa'nın oğlu ile Saffet'in oğulları arasında kavga çıkar. İşe babalar da karışır. Tarlasında çift sürmekte olan Deli Kazım Ucunda demir olan çüt mastasını kaptığı gibi kavgaya koşar, Kazım Ağa'nın mastayla geldiğini gören Saffet mastaya eş değerde bir sopa bulamayınca, eline bir çam dalı alır, şu tarihi teklifte bulunur:
-        Kardeşim Kazım, demir aleti yok. Dalı kaptım geliyorum.
Orada bir kavga olur, biter. Fakat, iş mahkemeye akseder. Saffet'in otlattığı hayvanlar Deli Kazım'ın tarlasına zarar vermiştir. Mahkemede Saffet'in suçlu bulunma ihtimali yüksektir. Saffet kendi kendine düşünür. "Ben ne söylersem, mahkemeyi etkileyeyim."  Sonun da kendince bir çözüm bulur. Hakimi etkileyecektir. Ben onu yüceltirsem, o da eşek değil ya! Bu iyiliğimin karşılığı olarak bana acır, bir cahillik etmiştir, der, beni affeder. Kelimeleri bile kafasında ezberler.
Mahkeme günü gelir çatar. Taraftarlar duruşma salonunda toplanırlar. Saffet, fakirdir, gariptir ama içinde kötülük yoktur. "Bu günler gelir, geçer, biz yine komşu oluruz. Yan yana tarlalarda çift süreriz. Aynı camide omuz omuza namaz kılarız" der. Kafasında düşündüğü olaylar gerçekleşmiş, mahkemeden aklanmış gibi Deli Kazım'ın yanına yaklaşır,  yumuşak bir sesle:
-        Kardeşim Kazım, ben sana demedim mi? Mahkemelerde sürünmeyelim, ne oldu şimdi, boyun bir karış uzadı mı?
-        Hele duuur, daha bir şey belli değil, Halep'in kaç arşın olduğunu sen içeride görürsün!
-        Ben Gercenisli Kadir'e danıştım. Bu işten ben haklı çıkarmışım. Kardaşım Kazım etme tutma, gözüne kurban, çoluğun çocuğun başı için, gel barışalım.
-        Hasi……r  ga…t seni!.. şimdi paçaların tutuştu, değil mi?
Bu arada mübaşir Kadir'in sesi duyulur.
-        Kadiroğlu Kazım Karataş… Mahmutoğlu  Saffet Öksüz.
Zavallı Saffet'in kalbi küt küt atarken bacakları da titremeden birbirine dolaşmaktadır. Şapkasını çıkarıp eline alır, bir taraftan da elleriyle ceketinin yakalarını çekiştirerek önünü kapatmaya çalışırken huzura çıkarlar.
Heyecandan "Ben ne söyleyecektim, hay Allah" diye düşünerek, dili damağına yapışır. Bir taraftan heyecan bir taraftan korku, Saffet'i iyiden iyiye ürkütmüştür.
Kimlik kontrolü yapıldıktan sonra hakim sorar:
-        Söyleyin bakalım derdiniz nedir?
Saffet iki kat olmuştur. Bir taraftan planını hatırlamaya uğraşırken öte yandan da ayakta durmaya çalışmaktadır. Cesaretini toplayıp  titrek sesiyle;
-          Gözüğe kurban Hakim beğ,  Sen varsın bir katır, ben var senin kuyruğun altında bir sinek, sen kuyruğun sıkmışsın benim canım çıkmıştır.
Saffetin sözlerini şaşkınlıkla dinleyen hakim, adamın görüntüsüne, yüz ifadesine, haline ve gözlerindeki yakarışlarına bakarak;  kötü niyetli olmadığına kanaat getirmiş, köylüce teşbihine için için gülerek;
-        Demek ki ben katırım ha!
-        He ya! sen koca katır, ben de senin yanın da bit kadar sinek, sen bilirsin hakim beğ, yüce adaletinize sığınırım.  Ellerinizden öper, daha çocuk üç de oğlum var. Kapına düştüm hakim beğ, sen bilirsin, hakim beğ, 
Hakimin yüzünü yumuşak bulan Saffet, ellerini de öğuşturarak yüklendikçe yüklenir.
-   Çocukların anası sizlere ömür, senin elinin altında  vardır diyorlar, bana bir de hanım bulsan! 
Hakim davalının çok ileri gittiğini görünce sözünü keser, gayet ciddi bir tavırla;
-        Elimin altın da kadın olduğunu kim söyledi.
-        Valla milletin dilindedir hakim beğ, ben onların yalancısıyım. Kadınları sen boşarmışsın.
-        Evet ben boşarım.
-        Gözüne gurban hakim beğ, onlardan birini bana versen, çarığınan çorabınan doğru cennete gidersin.
Duruşmanın yön değiştirmekte olduğunu gören hakim, bu iyi niyetli ve  saf Anadolu insanının yakarışlar karşısında "kötü niyet olmadığını "düşünerek tarafları barıştırıp köylerine gönderir.  Yaya olarak köye dönerken Saffet Kazım'a lafla taş atar:
-        Nasıl ya! Ben sana demedim mi? Ben haklıyım diye.
-        Git ulan ka….t, şimdi ayağımın altına alacam seni.
Bu sefer Saffet'i Deli Kazım'ın saldırısından yol arkadaşları olan köylüleri kurtarır.
Zaman içinde barışır, eski günlerine dönerler. Komşu tarlalarda çift sürerler, Camide omuz omuza namaz kılarlar.
                                                                               
                                                                                                                                                                                               
                                                                                                                                                                                                       Çelebi Şavşat

 
Yer
Zaman                
Kaynak        
Kahramanlar        
:  Pınaryılu Köyü
:  1965
:  Şöhret Şavşat
:  Saffet Öksüz ve Kazım Karataş